Günler kısaldı. Akşam erken iniyor. Yahya Kemal'i daha sık hatırlar olduk. “Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa” demlerindeyiz. “Yağmur giymeye” başladık artık. Renklerin parlaklığı kayboldu. Bozbulanık kahverengilerin, asık suratlı grilerin, ciddi lacivertlerin, tavsamaya yüz tutmuş yeşillerin içindeyiz.
Serçelerde, kumrularda, güvercinlerde tedirgin bir telaş. Marmara'nın maviliği erimiş, morlu kurşuni bir renk almış şimdi. Balıkpazarı tezgahlarındaki nazlı lüferleri, kulağı karanfilli palamutları, gümüşleri, hamsileri ışıl ışıl parlatan elektrik lambaları da biraz daha erken yanıyor artık.
Tuhaf çelişkiler içindeyiz. İçimizi karartan bu havadan kurtulmak için bir an önce eve atmak istiyoruz kendimizi ama eve girer girmez de bütün o duvarlar üzerimize üzerimize geliyor.