İstanbul
Hafif yağmur
17°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
38,0142 %0.13
40,9641 %-0.36
3.757,19 % 0,70
85.078,20 %-2.462
Ara

19 Mart Vak'asının İletişimsel Analizi: Halkın Mesajı: “Hop! O Kadar Da Uzun Boylu Değil!”

YAYINLAMA:
19 Mart Vak'asının İletişimsel Analizi: Halkın Mesajı: “Hop! O Kadar Da Uzun Boylu Değil!”

Eskiden darbe girişimlerinde ilk adım olarak radyo ve televizyon istasyonları baskına uğrar, yayınları susturulurdu.

Dijital Çağ’da öyle yapılmıyor. Önce internet yayınları kısıtlanıyor. Mesaj almak ve göndermek çok zorlaşıyor ya da olanaksızlaşıyor. Sosyal medyaya derin bir sessziik çöküyor. Otoriter yönetimler sessizliği severler.

Buna rağmen mesaj gönderebilenlerin evleri sabaha karşı basılıyor. Ana mesajın gözdağı ve korku olmasına fevkalade önem veriliyor. Çünkü şunu biliyorlar: Çoğunluk korkaktır!
Özellikle Almanya’nın Faşizm deneyimlerini inceleyerek oluşturulmuş olan “Suskunluk Sarmalı” kuramı ne diyor: Birilerinin sustuğunu görünce başkaları da susar!

DİJİTAL ÇAĞ’IN ÇARELERİ

Nitekim başlangıçta öyle oldu. 19 Mart sabahı internet üzerinden mesaj almak, göndermek, tartışmak mümkün değildi. Sosyal medyanın kapıları şırakk diye yüzünüze kapanıyordu.

Ancak, darbeciler şunu unutuyorlar. Dijital Çağ’da çare tükenmez. VPN’ler devreye girer, Whatsap gibi korumalı bağlantılar boşluğu doldurmaya çalışır.

Herkesin cep telefonu vardır. Benim Homo Super Communicatus adını taktığım akıllı cep telefonu sahibi herkes hem alıcı hem de vericidir. Süper donanımlıdır.

Kulaktan kulağa fısıltılar ve söylenti ağları zaten işlemeye başlamıştır. Hele televizyonları susturamıyorsanız işiniz zordur! Kanalların yüzde 90’ı size biat etse bile, geri kalan birkaçının anten çubuğu, paratonerler gibi izleyicileri kendisine çeker.

Nitekim öyle oldu. Halk TV, Tele 1, Sözcü TV ve kısmen de olsa KRT susturulamadı. Hiç susmadılar. Ve reyting rekorları kırdılar. 20 adet BİAT-TV yayını bunların bir teki kadar seyirci çekemedi.

Televizyondan canlı verilen Saraçhane mitingleriyle birlikte darbe haberi bir “Seyirlik olay”a (Spectacle) dönüştü. (Bkz. Guy Debord).

Heyecan, öfke, pankartlar, espriler, marşlar, hatipler, ünlüler… Meydan mitingine katılanlara paralel olarak TV izleyicisi de arttıkça arttı. Sadece en önemli değil, en eğlenceli program da onlardaydı! Seyretmeye değerdi!

BÜYÜK DEĞİŞİM

O kalabalıkları ekrandan izleyenler Türkiye’de bazı şeylerin ciddi olarak değiştiğini fark ettiler. Kalabalıklarda tipik orta yaşlı ak saçlı CHP seçmenleri değil, gençler çoğunluktaydı. Ellerinde parti tarafından yapılmış pankartlar yoktu, karton parçası üzerine kendi çiziktirdikleri pankartlar vardı.

Bir yanda kalpaklı Atatürk posterleri öbür yanda kağıt üzerinde keçeli kalemle yazılmış Gezivari gençlik esprileri. Üç kuşağı bir araya getiren farklı bir koalisyon oluşmaktaydı.

Buna “haksızlığa itiraz koalisyonu” diyebiliriz. Haksızlığa ve hadsizliğe. Hukuk mukuk tanımam, ben istediğimi yaparım hadsizliğine.

İtirazcılar, ki birkaç gece sonra sayılarının milyonlara ulaştığı anlaşıldı, aslında aynı şeyi söylüyordu:

“Yoo, o kadar da uzun boylu değil!”

Halkın büyük çoğunluğu Saraçhane ve diğer yerlerdeki “haksızlığa itiraz” ritüelini izlerken geri kalan onlarca kanalda “konuşan kafalar” artık kimsenin önemsemediği lagalugalarına devam etmekteydi:

Kimisi “trol”du, kimisi “operasyon avcısı”, kimisi “aparat”, kimisi de “at sineği”…

KONUŞAN TOPLUM OLMAK

Çok yıllar önce Cleveland State Üniversitesi’nde medya dersleri verirken sınıfıma gelen Suskunluk Kuramı düşünürü Prof. Elisabeth Noelle Neumann’a sormuştum:
“Peki, suskun bir toplumu konuşan bir toplum haline getirmek için ne yapmak lazım?”
“Konuşturmak. Söz sırası almasını sağlamak. Birilerinin sessizliği aşması lazım, ki başkaları da cesaret edip konuşsun ve korku dağılsın!”

Türkiye şu sırada öyle bir dönem yaşıyor. Dün korkup susanlar meydanlara çıkmaya, slogan atmaya, gerçekleri haykırmaya başladılar:

“İnsaf! O kadar da uzun boylu değil!”
Onlara katılanlar her gün artıyor!

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *