İstanbul
Parçalı az bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
35,8609 %0.2
37,2521 %-0.26
101.663,23 %-3.122
3.228,24 0,39
Ara
Muhalif. KÜLTÜR SANAT Bir aklanma hikâyesi

Bir aklanma hikâyesi

Okunma Süresi: 4 dk

Kültür Sanat - Emel Seçen

Akıl dışı filmlerin dâhiyane yönetmeni, Christopher Nolan’ın; yazıp, yönettiği üç saatlik beklenen filmi Oppenhemier, bu hafta vizyona giriyor.

Baştan söyleyelim, film açılış sahnelerinde de olduğu gibi bir bilim filmi olmasından dolayı, yönetmen Nolan, önce izleyiciyi, bir bilim insanının dünyasına götürüyor ve öncelikle onun dünyasından olay örgüsünü anlatmayı seçiyor.

Daha önce yönetmenliğini yaptığı filmlerin kadrosundan tanıdık yüzler olduğu gibi kısa da olsa konuk oyuncular, yargılanan bilim insanı Dr. Robert Oppenhemier’in(Cillian Murphy) davasında karşımıza çıkıyor.

DÜNYANIN SEYRİNİN DEĞİŞTİĞİ 78 YIL ÖNCE TAM BU AY

Yıllar, 16 Temmuz 1945’i gösterdiğinde öncelikle, New Mexico’da ki Trinity tesislerinde ve ardından Ağustos ayında, ne yazık ki Japonya’nın iki kentinde izleri kolay kolay telafi edilemeyecek olan, Atom Bombasının ilk testi yapıldı.  İşte bu Atom Bombasının babası olarak bilinen Dr. Oppenhemier’in, olayın içine nasıl sokulduğu, bir yanda Yahudi olması, Hitler’in yaşattıkları, fikir alışverişinde bulunduğu Einstein ile konuşmaları, esasında açılış ve final arasında yer alan iki Yahudi kökenli bilim insanının, aydınlanma savaşında, tüm devrimler sonrasında bilim insanlarının bir duruşa sahip olsalar bile, güç sahiplerinin vicdanları kadar var olabildiklerine bağlayarak, tamamı ile filmde acısı hala devam eden, Atom Bombasının mucidi olarak bilinen Dr.Oppenhemier’i aklıyor.

Siyasiler, sözde bilim insanları hepsinin kafalarında binlerce tilki ama hiçbirinin kuyruğu bir başkasına değmiyor. Öyle iyi şekilde kamuflaj çalışması yürütüyorlar ki güç sahipleri için kendi vatandaşları bile olsa mesele kimin canının, ne kadar yandığı değil. Esas mesele kendi iktidar ve korumaları gereken unvanları.

Marie Curie, yaşasaydı eminim yine aynı şeyi söylerdi. “Bunu insanlığa adıyorum, kendim için yapmadım.” Yani üzerinden servetler kazanabilme imkânı varken bulduğu element, Uranyum’u insanlığa elbette bomba icat edip; birbirlerini katletsinler diye armağan etmedi. İnsanlaşma, insan olabilenlerin meselesi. Tam da burada usta yönetmen Nolan’ın bakış açısından konuya değiniliyor. Netice itibari ile Dr.Oppenhemier’a başvurulduğunda, bir bomba artık bir daha kullanılmamak içindir, felsefesi mevcut olsa da elbette gözü dönmüş, insansılar için böyle sonuçlanmayacaktır. Sizi çok iyi kullanmasını bilen güçler; sonunda sizi, yardım yaptığınız insanlar için Komünist, olmaz ise ajanlık, olmaz ise itibarınızı zedeleyerek tüm bilimsel emeklerinizi bir hiç sayarak gerçekleştirecektir. Sahte insanlar, sahte mahkemeler, sahtelik paçalarından akarken de oyun içinde oyun, ve son tahlilde Dr. Oppenhemier’in dava sırasında ifade ettiği gibi : “Doğruyu söyleyecek bir kişi yok mu?” sorusu gibi evrende yankılanacak.

AMATÖRLER GÜNEŞE ÇIKARILIR ORADA ERİTİLİRLER

Güneş, insansıların acımasız düzenin içinde, sadece inandığı ve bildiği işi yapan bilim insanının, tüm insanlık adına, ömür boyu duyacağı; ya sevinci ya acıyı katlayacaktır.

Üç saatlik filmde üç patlama var. Birincisi Japonya’ya atılarak bir insanlık suçu işlenmesine neden olan ve sözde savaşı durdurmanın bedeli olan Atom bombasının patlaması, ikincisi Dr. Oppenheimer’in patlama sonrası kendisine kurulan oyunu görmesi ile yaşadığı patlama ve üçüncüsü Dr. Oppenheimer’in yaşamı içinde, özel dünyasında karşılaştığı ve kendine zararlı insanlardan gördüğü zararlar sonrası yaşanan, içindeki patlamaları.

Her şekilde yetmiş sekiz yıllık sonsuz acının telafisi hiçbir şekilde gerçekleşemez ancak birileri çıkar, gerçeği kör gözlere gösteriverir. Çünkü vakti gelmiştir. Neticede o yıllarda Dr.Oppenheimer’i, Onur Konuğu, olarak davet eden Amerika Başkanı, Truman, Dr. Oppenheimer’in; ellerimin kirlendiğini hissediyorum, demesi üzerine; mendilini uzatarak “Siz yapmadınız. Bombayı, ben attım” dediği kadar nettir. Ve Dr. Oppenhemier, odasından ayrılırken sarf ettiği sözlerindeki gibi “Bu sulu göz adamı bir daha çağırmayın!” O yüzden insanlığı, kimlerin yönettiği her zaman önemli olmuştur.

Belgesel tadında, arşivlik ve öğrenilmesi gereken tüm gerçek bilgilerle, bir Christopher Nolan, filmi sizleri bekliyor.

Bir de Hiroşima ve Nagazaki’de ki kayıplar ve kayıpların aileleri, elbette tüm vicdan sahibi, insanlık.

Dr.Robert Oppenheimer, 62 yaşında gırtlak kanserinden vefat etti. Radyasyon, röntgenin temeli olan ışınlar, Marie Curie atom, uranyum kendisine çare olamadı. Aldığı kemoterapiler yetersiz kaldı. Ya da yaşam isteğini o patlama ile kaybetmişti. 1946,1951 ve ölümüne yakın, 1967 yıllarında, üç kez Nobel Fizik Ödülüne, aday gösterildi ve alamadı.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *