İstanbul
Orta şiddetli yağmur
7°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
35,4667 %-0.05
36,5241 %-0.22
3.501.531 %2.297
3.071,15 0,58
Ara

Her şeyin üçü güzeldir...…

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Her şeyin üçü güzeldir...…

-Ya da ``TUTUNAMAYANLAR``a Devam-

Almanların güzel bir lafı var: `` Her şeyin üçü güzeldir.`` (Alle gute Sachen sind drei.   ///   Alle gute Dinge sind drei.) ``İyi şeyler hep üçtür.`` Ya da ``Allah`ın hakkı üçtür.`` anlamında.

Bu bağlamda, ``TUTUNAMAYANLAR`` konusuna 3ncü kez değinip bitireceğim.

+++

Kişilerin `tutunamayan` olduğu, olabileceği gibi, ülkelerin de `tutunamayan` olabileceğine ya da `tutunamayan` haline getirildiğine, getirilebileceğine kısaca değinmiştim; Türkiye`de üretilen binek arabası ve cep telefonu üretimi örnekleriyle. `Ürettirilmeyen` ve ne iç pazarda ve ne de dış pazarda `sattırılmayan` bu sanayi ürünlerinin öncesi de var...

+++

(Nedendir bilmem, okuyucuların çoğu, yazılarımla ilgili yorumlarını daha çok özelime yazıyorlar... Çok azı, makalenin altına görüşlerini yazıyor. Neden acaba? Ve de onlarca okuyucu konuya devam etmemi, Doğan AVCIOĞLU`na -Makina yapan makinalar... Siz robotlar anlayın günümüzde...- ve Attila İLHAN`a -Emperyalizm, geri bıraktırılmış, bağımsızlık, Sarı Paşa...-

değinmemi istiyor...)

+++

Bu makalemde, genç Türkiye Cumhuriyeti`nin neleri, neleri başardığına ve Mustafa kemal ATATÜRK`ün öldüğü günün hemen ertesinde bu devrimlerin ve sanayi hamlesinin ve de bunların devamının nasıl baltalandığına, dumura uğratıldığına ve de ´toprağa gömüldüğü`ne değineceğim.

+++

Türkiye Cumhuriyeti gençtir, dinamiktir, idarecileri ileri görüşlü ve vatanseverdir. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK sanki ömrünün kısa süreceğini hissetmiş gibi, sanayi, eğitim ve sağlık alanlarında hamle üstüne hamle yapmaktadır. Türkiye demir ağlarla örülmekte ve fabrika üstüne fabrika kurulmaktadır. Salgın hastalıkların kökü kazınmakta, okuma-yazma ve eğitim seferberliği hızla ve kararlı bir şekilde sürdürülmektedir...

+++

Genç Cumhuriyet`in özgüveni yüksek ve refleksleri dipdiridir. Kaptan`dan (Attila İLHAN`dan) bu söylemi ödünç alarak yazıyorum. Buraya dikkat isterim: Ulusal Kurtuluş Savaşı`ndan sadece iki sene sonra, 15 ağustos 1925 tarihinde Alman Junkers firmasıyla uçak fabriksı kurulması antlaşması yapılır. Ve 6 ekim 1926 tarihinde Kayseri`de uçak fabrikası açılır. Fabrikada 50 Türk ve 120 Alman mühendisi, teknikeri ve işçisi çalışmaktadır. Türk personel, üretimden önce Almanya`da staj görerek bilgi ve görgüsünü artırmıştır.

İki yıl sonra, Alman Junkers firması payını Kayseri Uçak Fabrikası`na devrederek ortaklıktan çekilir.

92 yıl önce Türkiye`de açılan bu uçak firmasında tam 200 (ikiyüz) uçak üretilir. İspanya, Mısır ve Irak gibi ülkelerden siparişler gelmektedir. Türkiye, iyi komşuluk kapsamında, İran Şahı`na kendi ürettiği uçaktan hediye etmekte, edebilmektedir.

Gene Kaptan`dan ödünç alacağım bir söylemle yazayım: Bunları sinek pislemedik bir yere yazın. (Bir gün lazım olur...)

+++

Ve 1930larda sanayi hamlesinin devamı geliyor. Nuri DEMİRAĞ uçak fabrikası kurarak uçak üretiyor. O Nuri DEMİRAĞ ki, Türkiye`de döşenen 10.000km demiryolunun 1.250 kilometresini döşediği, inşa ettiği için, kendisine ATATÜRK tarafından DEMİRAĞ soyadı verilmiştir.

Nu.D-38 marka ilk yerli uçak üretiliyor ve İstanbul-Ankara arasında ilk yolcu uçağı başarıyla uçuyor...

+++

Mustafa Kemal ATATÜRK`ün ölümüyle harekete geçen taassub ve karşı devrimciler, çok partili rejime geçince daha bir güçleniyorlar. Cumhuriyetçilerin bir kısmı, oy alma uğruna taviz üstüne taviz veriyorlar... Türkiye`nin NATO`ya girmesiyle Türkiye tam bir `tutunamayan` haline getirilmeye başlanıyor. Atlantiğin öte yakasından hibeler gelmeye başlıyor... Marşal Yardımı`ndan Türkiye`ye de pay ayrılıyor... Sizin üretmenize gerek yok, biz size hibe olarak veririz denilerek eski uçaklar ve askeri malzemeler veriliyor Türkiye`ye. Türkiye`nin elindeki kendi ürettiği uçaklar `toprağa gömülüyor, gömdürülüyor`... Daha birkaç yıl önce bunlardan bazılarının topraktan çıkarıldığını yazdı basın.

Bütün bunlara itiraz edenler hapislerden hapis beğensin... Yurt dışına çıkmak durumunda kalanlar ülkelerden ülke beğensin...

+++

Günümüzdeki gelişmelerle benzerlikler var değil mi? Bazı ülkeler uçak üretiyor. Ama, bu alanda esas üretici ABD ve Avrupa Birliği. Yani monopol durumları söz konusu. Bu iki gruba karşı diğer ülkelerin pek şansı yok. Bir aralar SSCB zorlamıştı bu durumu değiştirmeyi. Olmadı, olamadı... Şimdilerde Çin zorluyor ABD`ni ve Avrupa Birliği`ni. Bakalım, göreceğiz...

+++

Monopol, sanayi, üretim, rant, emperyalizm, kolonyalizm vb. dedikçe hep Karl MARx gelir aklıma. Oturup, yıllarca devasa bir kitap olan 800`den fazla sayfa içeren ``Das Kapital``i yazmıs. Tezlerinin bazıları uygulanabilirlik konusunda şimdilik başarılı olamadıysa bile, üç  tezi hala geçerli:

  1. Monopol Teorisi. Dünya`mıza monopoller hakim. Dünya`da kaç araba üreticisi var dersiniz? Bir elin on parmağı kadar yok. Sadece VOLKSWAGEN (VW) Grubu`nun tam 14 alt  markası (VW, Audi, Porsche, Seat Skoda vd.) var... Bankacılık alanında da durum bundan farklı değil...
  2. Sistemi üretim ilişkileri belirler: Kapital, Kapitalizm.
  3. (Üçüncüsüne de siz kafa yorun lütfen...)…

Bana sorarsanız, Karl MARX bu kadar uğraşmamalıydı. Taaa 13ncü yüzyılda ``İlimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.`` diyen Anadolu bilgelerinin ardılları, Türk Köylüsü (Siz Türk Halkı anlayın lütfen, şiirin yazıldığı zaman dilimine bağlı olarak...) Usta`nın kerpiç gibi kitabındakileri bir cümleyle özetlemiş: Her şeyi para belirler. Nokta.

+++

Yazanları (Nazım HİKMET`i) ve özetleyenleri (Türk Köylüsünü/Halkını) selamlayarak bitirelim:

Türk Köylüsü

Topraktan öğrenip,

          kitapsız bilendir,

Hoca nasreddin gibi ağlayan,

          Bayburtlu Zihni gibi

gülendir.

Ferhad`dır,

         Kerem`dir,

                 ve

Keloğlandır.

Yol görünür onun garip serine,

analar, babalar umudu keser.

Kahpe felek ona eder oyunu.

Çarşambayı sel alır,

bir yar sever

           el alır,

kanadı kırılır

          çöllerde kalır,

ölmeden mezara koyarlar onu.

O, ``Yunusu biçaredir,

      baştan aşağı yaredir,``

ağu içer su yerine.

Fakat bir kerre bir derd anlayan

Düşmesin önlerine

Ve bir kerre vakterişip:

       ``-Gayrık yeter!..``

                   demesinler.

Ve bir kerre dediler mi:

`` İsrafil surunu urur

                mahlukat yerinden

durur``,

toprağın nabzı başlar

               onun nabızlarında

atmağa.

Ne kendi nefsini korur

                   ne düşmanı

Kayırır,

``Dağları yırtıp ayırır,

kayaları kesip yol eyler abıhayat

akıtmağa...``

+++

X, Y ve Z kuşaklarının abıhayat akıtacaklarından olan umudum çok büyük. Selam ola bu genç kuşaklara...

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *