Eylemler sürdükçe artan direnç

Ekrem İmamoğlu’nun önce diplomasının iptal edilip hemen ertesi gün gözaltına alınmasından bu yana tam iki hafta geçti. Bu iki haftalık süreç, Gezi direnişi ile birlikte AKP döneminin en güçlü protestolarına sahne oldu. Özellikle öğrencilerin başını çektiği ve bugüne kadar kendilerine yapılan her türlü haksızlıkla hesaplaştığı bu protestolar, zamanla İmamoğlu’na yönelik engelleme çabalarına verilen tepkiyi de aşarak toplumsal bir muhalefet hareketi yarattı.
Artık meşruiyetini tamamen kaybetmiş olan Erdoğan ve hükumeti, bayram tatilini dokuz güne çıkarmasına rağmen bu birikimin önüne geçemedi. Üstüne üstlük yaptığı yanlış hamlelerle muhalif kesimin saflarını sıklaştırmasına ve daha kararlı duruma gelmesine yol açtı.
Özellikle boykot, iktidarın dengesini sarsan en önemli hamle oldu. Boykot edilen firmalarda poz veren bakan ve yandaşlar komik görüntüler oluşturdular. Bu görüntüler boykotun ne denli haklı olduğunu kanıtladı.
Sürecin en güzel yanı ise eylemlerle, gözaltılarla, protestolarla, tutuklamalarla, mitinglerle, boykotlarla geçen bu iki destansı haftaya rağmen toplumun enerjisinde ve bu iktidardan kurtulma kararlılığında herhangi bir azalma görülmemiş olmasıydı. Aksine yapılan direniş sonuç verdikçe insanların direnme gücü de arttı.
Aradan geçen iki uzun haftanın ardından direnenlerin enerjisi ve kararlılığı halen bu denli yüksekken, direnişin aynı iradeyle sürdürülmesi şarttır. Biriken muhalif enerjinin boş yere tüketilmemesi adına, bugüne kadar atılan doğru adımlardan vazgeçmeden yeni protesto biçimleri ortaya koyarak ilerlemek gerekir. Bu iradenin devamı aynı zamanda halen içeride bulunan gençlerin ve siyasetçilerin cezaevlerinde unutturulmak istenmesine karşı da bir görevdir.
Bayramın ilk günü İmamoğlu’nun Trabzon’daki köyünde başlatılan imza kampanyası bu bakımdan son derece yerindedir. Ancak kampanyanın herkese ulaşabilmesi adına özellikle ana muhalefet partisinin il ve ilçe örgütlerine çok büyük görev düşmektedir. Bu kampanyayı ancak kapı kapı dolaşarak genç yaşlı demeden herkese ulaşan ve bunun için gecesini gündüzüne katarak çalışan bir örgütlenme başarıya ulaştırabilir. Ayrıca bunun için diğer partilerin örgütleriyle işbirliği yapılması da zorunludur.
Tam da böyle bir ortamda, Devlet Bahçeli’nin yaptığı yeni anayasa çağrısı ise anlamsızlığının da ötesinde komiktir. Gündemi değiştirmek için boş yere çabalayan Bahçeli’nin bu aşamadan sonra ne yaparsa yapsın bunu başaramayacağı ve direnişin gücünü kıramayacağı ortadadır. Artık kendisine ve özellikle büyük ortağına düşen görev, toplumun sesine kulak vererek erken seçime gitmektir.