Kandırılmak

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sürekli kandırılmaktan yakınır. Örneğin Fethullah Gülen cemaati tarafından kandırıldığını söylemiş, kandırılmanın acısını cemaatin üyelerinin burunlarından fitil fitil getirmişti. Daha sonra bir takım yandaş iş adamları tarafından kandırıldığını söyledi. Bitmedi, onu kandıranlar arasında AKP’deki ekibinden de vardı. Anında tasfiye oldular. Bir dönem asrın liderimizi kandıranlar arasında dış güçler de vardı. Tabii ki ağızlarının payını aldılar.
Çok merak ediyorum, acaba MHP lideri Devlet Bahçeli de Kürt açılımı güzellemeleriyle Erdoğan’ı kandırmış olabilir mi? Ya da en son İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu vakasında bir kandırma ve kandırılma olayı ortaya çıkar mı? Liderler tilki gibi kurnaz olur derler. Örneğin bir zamanların İngiltere Başbakanı Winston Churchill ya da Sovyetler Birliği’nin sert uygulamalarıyla ünlü lideri Jozef Stalin.
Ama asrın liderimiz onlara benzemez. Kendisi mert olduğu için çevresindeki herkesi de mert olarak kabul eder. Geçenlerdeki bir konuşmasında bakın ne diyordu:
“Yarın arkamızdan söyleyecekler. Bir Tayyip Erdoğan vardı. Ahlaklı adamdı, vicdanlı adamdı, merhametli adamdı, mert adamdı. Milletine ve memleketine çok sevdalı bir adamdı.”
Tabii böyle merhametli, vicdanlı, mert insanlar kandırılırlar.
Asrın liderimiz bir kaç gün önce, haberlere göre tam tarih vereyim, 16 Mart günü ABD Başkanı Donald Trump’la telefonda görüşmüş. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Merkezi’nden (CİMER) yapılan kısa açıklamaya göre iki lider Türkiye’ye uygulanan CAATSA yaptırımlarının kaldırılmasını, Türkiye’nin yeniden F35 savaş uçağı programı içine alınmasını ve diğer dünya meselelerini konuşmuşlar. Ardından sızan haberlerde Trump’ın Erdoğan’dan Hamas ve benzeri cihatçı örgütlerin desteklenmesine son verilmesini istediği iddia edildi.
Derken Trump’ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wintkoff ABD Başkanı’nın Erdoğan’la “muhteşem ve dönüşümsel” bir görüşme yaptığını, olumlu şeylerin gelmekte olduğunu söyledi.
Witkoff, geçtiğimiz 21 Mart Cuma günü, yani İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınışının ikinci gününde ABD’li gazeteci Tucker Carlson’ın internet üstünden yayımladığı programa konuk oldu. Carlson’ın Türkiye’yle ilgili görüşlerini sorması üstüne Witkoff Trump’ın Erdoğan’la görüşmesini “muhteşem ve dönüşümsel” diye niteledikten sonra ABD’nin Ankara Büyükelçisi adayı Tom Barrack’ın olağanüstü işler yapmasını beklediğini söyledi.
Witkoff şunları da ekledi:
“Bence Başkan’ın (Trump) Erdoğan’la bir ilişkisi var ve bu önemli olacak. Bence iyi şeyler geliyor. Şa anda o görüşmenin sonucu olarak Türkiye’den çok fazla olumlu haberler geliyor. Bence önümüzdeki günlerde bunlara tanık olacağız.”
KANAL İSTANBUL DAYATMASI MI
Witkoff’un bu son derece iyimser konuşması ne demekti acaba? Hayrola Witkoff, İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve muhtemel tutuklanması sizin için bu kadar güzel haber miydi? Ya da işin içinde başka işler de mi dönüyordu? Tabii ki şu anda bilmiyoruz. Nasılsa öğreniriz. Türkiye’de nasıl güzel şeyler oluyordu ve olacaktı? Bir ABD Büyükelçisi’nin Türkiye’de ne gibi olağanüstü işler yapması beklenebilirdi? Ankara’da dolaşan bir söylenti Trump’ın İstanbul Kanalı’nın acilen açılmasını dayattığı. Buna bağlı olarak Witkoff için bu güzel haber acaba Montrö Boğazlar Antlaşması’nın sonsuza kadar bitirilmesi olabilir mi? O zaman da Rusya buna ne tepki verir? Trump’la Putin arasındaki ittifak ne olur?
Witkoff’un Carlson’la söyleşisini okurken aklıma, daha önce de yazdığım, yıllar önce yaşanmış bir olay geldi.
Tarih Temmuz 1990. ABD’nin Bağdat Büyükelçisi April Glaspie o sırada Irak Devlet Başkanı olan Saddam Hüseyin’i ziyaret ediyor. Saddam’ın aklında Kuveyt’i işgal etme planı var. Konuşma sırasında Saddam Glaspie’ye, Irak kuvvetlerinin Kuveyt’i işgal etmesi halinde ABD’nin tutumunun ne olacağını soruyor. Aldığı cevap, büyükelçi olarak bu tür işlere hiç bir şekilde karışmama talimatı aldığı, konunun bölgeyi ilgilendirmesi nedeniyle o yıllardaki Arap Birliği Genel Sekreteri Chedli Klibi’ye danışılması gerektiği oluyor.
Saddam bu sözleri ABD’nin kendisine Kuveyt’i işgal etmesi için yeşil ışık yaktığı olarak yorumluyor. 2 Ağustos 1990’da Irak birlikleri Kuveyt’e giriyor. Sonrasını biliyorsunuz. Ocak 1991’de Birinci Körfez Savaşı patlak verip Saddam ağır hezimete uğruyor. Washington Saddam’ı iyice defterden siliyor. ABD, 2003’te Irak’ı işgal ediyor; Saddam’ı iktidardan devrirerek 2006’da idam ediyor.
Diyeceğim o ki, merhametli, vicdanlı, mert olabilirsiniz ama çok sık kandırılmak iyi sonuç vermiyor.