Barış şarkılarını hep birlikte haykırmalıyız
Cumhuriyetle birlikte halkçılık ilkesi doğrultusunda akademik, toplumsal, kültürel eğitim amaçlı, birçok resmi ve sivil kurum ve kuruluşlar oluşturulmuştur. Cumhuriyetin kuruluş felsefesini eğitim, kültür ve sanatla yaymayı ve yerleştirmeyi, ekonomik ve sosyal kalkınmanın halk eliyle sağlanmasını amaç edinen bu kurumlara en iyi örneklerden ikisi Halkevleri ve Köy Enstitüleridir söz konusu kurumlardan halkevleri 19 Şubat 1932 tarihinde ve köy enstitüleri 17 Nisan 1940 tarihinde kurulmuştur. Halkevleri ve köy enstitüleri ile öncelikle, yeni Türkiye’nin hedeflediği çağdaş medeniyet seviyesine ulaşma amacına uygun bir eğitim vermek amaçlanmış ve bu yönde ülke genelinde yaygın eğitim kurumları olarak uzun süre çok faydalı hizmetler vermişlerdir. Daha sonra Cumhuriyet rejimini ve kuruluş felsefesini kökten değiştirmeyi hedef edinmiş çok siyasi ve irticai karşı devrim faaliyetlerinin, emperyalist destekçileri ile Ülkede hâkim olması sonucunda kapatılmalarına kadar (ki bu ayrı bir yazı konusu olacak kadar önemli ve uzun bir ihanettir) kendilerinden beklenen görevleri başarıyla yerine getirmiştir.
Günümüze gelecek olursak halkçılık ilkesinin amacından sapmadan yeniden yorumlanmasıdır. Ülkedeki eğitim felsefesinin bunun içinde eğitim kurumlarının tekrar Atatürk ilke ve devrimlerine göre, bizi geleceğe taşıyacak şekilde yeniden oluşturulması gerekmektedir. “Tam bağımsızlık’’ Emperyalizme karşı verilen mücadelenin bir ürünü ve sonucudur. Tam bağımsızlığın bu niteliği hiç değişmemiştir. “Çağdaş uygarlık’’ düzeyine ulaşmak veya aşmak için ekonomik ve siyasal bağımsızlık ancak ‘’tam bağımsızlıkla’’ sağlanabilir.
Emperyalizm hegemonyasını ve baskıcı yönetimini eskiden olduğu gibi, şimdide Ekonomik, teknolojik, bilimsel üstünlüğü ve gücüyle sürdürmektedir. Bu gücü elinde tuttuğu ve kullandığı sürece ekonomik ve teknolojik gücü zayıf devletlerin ve halkların çok dikkatli olmaları gerekir. Bu nedenle biyokimya, dijital yazılım, bilgi teknolojileri, yapay zekâ gibi bilimsel gelişmeler kime hizmet edecek? insanlığın yararına mı? yoksa küresel siyasetin hâkim olacağı yeni bir dünya mı yaratacak, yeni zalimler ve daha ağır zulümlerle örülü bir 21.yüzyıl mı bekliyor bizi?
Bu sorunun cevabını bilen var mı?
Bildiğim şey ise, bu bilimsel gelişmelerin yoluna giren ve bu yolda ilerleyen toplumlar refahtan ve özgürlükten payını alacaktır. Peki biz bunu mevcut eğitim sistemi ve kurumlarıyla siyaset anlayışıyla başarabilir miyiz? Çok zor görünüyor.
İnancım, 21.yüzyılda da bizi gelişmiş, müreffeh, hakça paylaşan, adil ve hukukun egemen olduğu bir toplum ve eşit birey yapacak olan felsefe Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesidir.
1924 Anayasasının yerinden yönetimin güçlendirilmesi esas alınarak günün koşullarına göre toplumsal mutabakatın sağlanması, etnik ve inanç yapılarının bir zenginlik olarak değerlendirilmeli, farklılıklarımızı geliştirmeli bir arada yaşamayı başarabilmeliyiz.
Zehirli dilleri sonlandırmalıyız. Zehirli ifadelerimizin anlık rahatlama sağladığı bir gerçektir. Ancak yönettiğimiz toplumdaki etkisinin handikap ve derin ayrılıklar yarattığı çok nettir. Nefret dilinin çok programlı şekilde bazen haftalarca kullanılmakta olduğu aşikardır. Bunun yanında mutlaka kardeşliği ve barışı seslendirmeliyiz.
Barış şarkılarını hep birlikte haykırmalıyız. Bu nedenle adından bahsettiğimiz kurumlarla aynı niyetle oluşturulacak yeni kurumlara o günkü heyecana ve cesarete ihtiyacımız var.
Cumhuriyet yönetiminin hedefinin ve amacının ‘’Tam Bağımsızlık’’ olduğunu belirtmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk; “bağımsızlık benim karakterimdir” söylemiyle kurmaya çalıştığı cumhuriyet yönetimini hedefinin ve amacının tam bağımsızlık olduğunu belirlemiştir. Mustafa Kemal Atatürk aynı zamanda ‘’Tam bağımsızlığın’’ ancak ‘’Ekonomik Bağımsızlıkla’’ sağlanabileceğini biliyordu. Bu nedenle de halkçılık ilkesinin yaşama geçirilmesini amaç edinmiştir.